Psikanalitik kurama göre kişiliğin gelişimi

Freud’un psikanalitik kuramı kişiliği her yönüyle inceleyen bir kişilik kuramıdır. Kişiliğin bileşenlerini incelediği gibi kişilik gelişiminin nasıl olduğunu da açıklamaya çalışmıştır. Freud, kişilik gelişiminin ergenliğin sonuna yani 18 yaşına dek devam ettiğini ileri sürmüştür ve kişilik gelişimini çocuğun yaşlarına göre farklı cinsel bölgeler ile adlandırmıştır. Freud, belirlediği gelişim evrelerine psikoseksüel aşamalar adını vermiştir. Bu durum halkı endişelenmiştir, sonuçta hiç kimse küçük çocuğunun cinsel içgüdülerle hareket ettiğini duymaktan hoşlanmaz. Bu konu aslında Sigmund Freud’un en çok eleştirildiği konulardan biridir. Freud’un gelişim evrelerini inceleyelim.
Oral dönem: Doğumdan bir yaşına kadar olan süreçte içinde bulunulan dönemdir. Bu dönemde haz noktası ağızdır (dudak, dil, damak vb.). Bu dönemde oral hazzın yeterince alınması çok önemlidir. Oral haz emme, yeme gibi davranışlardan alınır. Bu nedendendir ki bir bebek anne sütünü yeterince emmezse büyüdüğünde fizyolojik olarak bir sebebi bulunamayabilecek gelişimsel sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Eğer oral haz yeterince alınmadıysa kişide oral saplantı oluşur. Oral saplantı pipet kemirme, sigara içme gibi davranışlara yatkınlığa sebep olabilir. Bağımlı bir kişilik yapısı geliştirilebilir.
Bebek bu dönemde anneye odaklı yaşar, anneyi örnek alır. Annenin korktuğu şeylerden korkma ve annenin tepkilerini izleyerek onun tepkilerine benzer tepkiler verme eğilimindedir.
Anal dönem: Bir ve üç yaş aralığını kapsayan gelişim dönemidir. Bu dönemde haz noktası anüstür. Bu durumda bebeğin dışkılama davranışından haz alması öngörülür. Bu dönemde önem verilmesi gereken tuvalet eğitimidir. Tuvalet eğitimi sırasında annenin (veya bakım veren kimse o kişinin) tavrı çok önemlidir. Bir diğer unsur ise tuvalet eğitiminin çok erken veya çok geç verilmemesidir. Eğer bakım veren tuvalet eğitimi konusunda fazla sıkı ise veya tuvalet eğitimine çok erken başlanmış ise kişide ileride anal tutucu kişilik eğilimi olur. Anal tutucu kişilik kişinin aşırı kuralcı, obsesif düzeyde düzenli veya aşırı cimri olmasına sebep olabilir. Eğer bakım veren tuvalet eğitimi konusunda fazla rahatsa veya tuvalet eğitimi konusunda geç kalındıysa anal bırakıcı kişilik oluşabilir. Anal bırakıcı kişiliğe sahip kişiler fazlasıyla dağınık veya temizliğe önem vermeyen kişiler olabilirler, para konusunda da savurgan olma eğilimi gösterirler. İki kişilik özelliğinde de obsesif kompulsif bozukluk veya kaygı bozuklukları görülme ihtimali artmıştır.
Fallik dönem: Üç ve beş yaşları aralığını kapsayan dönemdir. Fallik dönem süperegonun ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. Bu dönemde haz bölgesi cinsel bölgelerdir. Erkek çocuklarda penise dokunmak yoluyla yalancı mastürbasyon benzeri davranışlar görülebilir. Aslında burada Freud’un bahsettiği yetişkinlerde olan gibi bir cinsel haz değildir. Çocuksu bir kendini tanıma davranışı gibidir. Bu dönemde asıl önemli olan durum oidipus çatışmasıdır. Bu çatışma çocuğun karşı cinsten ebeveyne cinsel bir ilgi duyması ve aynı cinsel ebeveyne de bu sebeple düşmanlık beslemesidir. Böyle bir durumda aynı cinsten ebeveynin kendisine düşmanca tavırlar sergilemesinden kaygı duyar ve bu kaygı hissi süperegonun oluşmasına sebep olan temel güdüdür. Yani süperego oidipus çatışması sebebiyle ortaya çıkar. Duyulan bu kaygı da aynı cins ebeveyn ile özdeşim kurulması ve çocuğun cinsel ilgilerinden vaz geçmesi vasıtasıyla dindirilir. Çocuk artık anne ve babasının değerlerini süperego vasıtası ile benimsemeye başlar.
Örtük dönem: Beş ve on iki yaşları aralığını kapsayan dönemdir. Bu dönemde çocuk cinsel istekler göstermez ve cinsiyeti ile ilgili konuşulmasından hoşlanmaz. Bu dönemde çocuk hemcinsi ile kurduğu özdeşimden dolayı arkadaşlarını da hemcinsleri arasından seçer ve onlarla zaman geçirmekten hoşlanır. Freud aslında bu dönemi fırtınalı bir dönemden önce yaşanan hazırlanma dönemi olarak görür. Sonuçta bu dönem ergenlik gibi fırtınalı ve yoğun duygularla taşan bir dönem ile bitecektir.
Genital dönem: Ergenlik ile başlar ve 18 yaşına kadar devam eder. Bu dönemde, eğer önceki dönemler sağlıklı bir şekilde geçildiyse, kişi cinsel kimliğini yeniden kazanır ve ilgisini karşı cinsten yaşıtlarına yöneltir. Cinsellik dürtüsü ve duygular arasındaki ilişkiyi keşfeder ve duygusal ilişkiler de bu yaşlarda yaşanmaya başlar. İd ego ve süperego arasındaki bağlantıya ve kişinin değerlerine de dikkat etmek gerekir. Çünkü bu ilişkiler kişinin değerlerine uygun olmayabilir veya süperego ide göre daha güçlü olabilir. Bu gibi durumlarda kişi karşı cins yerine spor, sanat vb. alanlara yönelir.

Psikanalitik kuram ile ilgili bazı terimler:

Güdülenme/Dürtü/Gereksinim: Güdüler, arzu, dürtü, ihtiyaç ve ilgileri içerir. Cinsellik, yemek yeme, su içme gibi fizyolojik temelli güdüler dürtü olarak adlandırılır. Bunun yanında sosyalleşme ihtiyacı, başarılı olma isteği gibi güdüler de gereksinim olarak adlandırılır.
Dürtü ve gereksinimlerimizi, yani güdülerimizi doyurmak için adımlar atmamız da Freud’un kuramına göre güdülenme olarak adlandırılır. Bu terimler literatürde çoğunlukla kabul edilmekte ve kullanılmaktadır. Güdüler doyurulmadıkları zaman psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.
Engellenme: Kişinin güdülerini hayata geçirmesini önleyici durumlar olarak adlandırılabilir. Kişi, engellenme yaşadığı zaman bunu öfke ve saldırganlık olarak dışa vurabilir (dışa vurum, davranışlarına yansıtması anlamına gelir.). Daha sakin bir şekilde karşılamak isteyen kişiler ise daha sonra bahsedeceğimiz savunma mekanizmalarına başvurabilir. Engellenmeye sebep olabilecek üç durum vardır; gecikme, önleme ve çatışma. Gecikme, güdünün gerçekleştirilmesi için geç kalınmasıdır. Önleme, güdülerin gerçekleşmesi için ortaya bir engel çıkmasıdır ve bu engeller içsel veya dışsal engeller olabilir. Çatışma ise kişinin güdülerinin birbiriyle çatışmasıdır. İçsel süreçlerimize dikkat edip kendimizi dinlersek bu çatışmayı fark edebilir ve çözebiliriz.
Ruhsal örseleme: Şu anda travma olarak adlandırdığımız olumsuz durumla hemen hemen aynı anlama sahiptir. Kişiyi bedensel ve ruhsal olarak olumsuz yönde etkileyen yaşantılardır. Ruhsal örselenmeler çocuklukta yaşandıysa ve yinelenen örselenmelerse şiddeti ve kalıcılığı da artabilir, aynı zamanda ruhsal bozukluklara neden olabilir. Dış etkenlerden (yabancılar, deprem vb.), aileden veya sevilen kişilerin kaybından dolayı olabilir. Çocukluk dönemi ruhsal örselenmeleri; duygusal istismar ve ihmal, fiziksel istismar ve ihmal ve cinsel istismar olarak beş sınıfa ayrılır.
Kaygı: Kaygı kişiyi, bir iş için motive etmek, olası tehditlerden korumak ve harekete geçirmek işlevlerini görür. Kişiliğin içinde bulunan id, ego ve süperegonun kontrolü ele almak için çatışmalarından ortaya çıkar. Kaygı ile korku duyguları birbiri ile karıştırılmamalıdır. Korku, net ve belirli uyaranlara karşı duyulan bir hisken kaygının belirli ve somut bir sebebi yoktur. Kaygılar, süre sınırlamaları yokken yani ne zaman biteceği belirsizken fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.
Kaygılar; nevrotik kaygılar, ahlaki kaygılar ve gerçeklik kaygıları olmak üzere üç kategoriye ayrılır. Gerçeklik kaygıları dışarıdan gelen tehditlere karşı oluşur ve tehlikenin düzeyi ile doğru orantılıdır. Nevrotik kaygılar ve ahlaki kaygılar içsel dünya ile ilgilidir ve ego bu kaygılardan kurtulmak için savunma mekanizmalarına başvurur. Nevrotik kaygılar içgüdülerin veya idin kişinin kontrolünü ele almasından kaygı duymaktır veya bu içgüdülerin varlığı için kişinin cezalandırılacağına inanmasıdır. Ahlaki kaygılar, vicdan olarak da nitelendirilebilir. Kişi, ahlaki değerlerine uygun davranmadığı zaman suçluluk duyar.

Psikanalitik kurama getirilen eleştiriler

Psikanalitik kuram pek çok kuramcıya öncü olmuştur ve psikoloji literatürüne çok önemli katkılar sağlamıştır. Ancak dönemin şartlarından da etkilenen Freud’un eleştirildiği birçok nokta olmuştur:
Sigmund Freud’un kişiliği bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı olarak ayırmış olduğunu inceledik. Birçok psikolog bu kavramları bir öncü niteliğinde görmüş olsa da Freud’un bilinçdışı süreçlere verdiği fazla önem eleştiri konusu olmuştur. Diğer psikologlar insanın adeta bilinç dışının oyuncağı haline getirildiğini, kişisel iradeden yoksun gibi gösterildiğini öne sürmüşlerdir. Ayrıca bu kavramların gözlemlenebilir ve kanıtlanabilir bir yolunun olmadığını, dolayısıyla yöntemlerin bilimsel olmadığını ileri sürmüşlerdir. Freud, pek çok konuda yöntemlerinin kanıtlanabilir ve bilimsel olmadığı konusunda eleştirilmiştir. Bu eleştiriler sonucunda Freud da bir eksiklik görmüş olacak ki, yapısal modeli ortaya atmıştır.
Freud, gelişim kuramı konusunda da eleştirilere maruz kalmıştır. Çocukların gelişimsel dönemlerinin cinsel bölgelerle adlandırılması ve çocuklara küçük yaşta cinsel roller atfedilmesi insanları fazlasıyla rahatsız etmiştir. Bir diğer konu ise Freud’un kişiliğin gelişiminde sadece erken dönem yaşantılara, yani beş yaşına kadar olan yaşantılara önem vermesidir. Oral ve anal dönem yaşantılarında yaşanılan olaylar gelecekte psikopatolojilere veya saplantılara vb. yol açabiliyorken, fallik dönem itibarı ile yaşayabileceği bu gibi olası problemlerden bahsedilmemiştir.
Freud psikanalitik kuramında insanın kötülük içgüdüsüyle doğduğunu öne sürer. İdin doyumsuz olması ve istekleri karşılanmadığı zaman saldırgan bir tutum sergilemesi de bu içgüdüyle doğduğunun bir örneğindir. Freud, kuramının birçok bölümünde insanın doğuştan kötü bir varlık olduğunu ve gözlemleri vb. aracılığıyla bu içgüdüyü bastırdığını öne sürer. Bu konuda pek çok eleştiri almıştır. Bu konuda da insana irade bırakmadığı, insanı kötülüğe itebilecek çevresel etkenleri görmezden geldiği ve herkesin özünde kötü olduğunu söylediği için eleştirilmiştir. Sonuçta neden herkes özünde kötü olsun ki? Burada da bebeklerin ve çocukların masumiyetinin söz konusu olmadığını ileri sürmüş durumundadır. Bu da rahatsız edicidir ve doğru olması mümkün değildir. Daha sonra ortaya atılacak kişilik kuramlarında ve mizaç özellikleri gibi buluşlarda bu durum görülecektir.
Freud, kadınlara olan yaklaşımı konusunda da fazlasıyla eleştirilmiştir. Kadınların psikopatolojilere daha yatsın olması, histeri gibi bazı rahatsızlıkların yalnızca kadınlarda görülebileceğini belirtmesi diğer kuramcıları da rahatsız etmiştir. Kadınların ve erkeklerin doğuştan farklı yaratıldığını söylemesi ve buna sebep olabilecek çevresel ve kültürel etkenleri yok sayması da eleştirilmiş önemli konulardandır. Öte yandan, bazı terapi seanslarında kadınların yalan söylediğini ileri sürdüğü, örneğin tecavüze uğradığını söyleyen bazı kadınlara bunun kafasında kurduğu bir fantezi olduğunu ve öyle bir şeyin gerçek olamayacağını söylediği bilinmektedir. Kadınlara karşı açık bir ayrımcılık söz konusudur. Ancak psikopatolojileri yalnızca kadınlarda değil erkeklerde de cinselliğe ve cinsellik eksikliğine bağlamaktadır. Cinselliğin bu denli üzerinde durması burada da eleştirilmiştir.
Cinsellik ile ilgili bir eleştiri de Freud’un kadınların penis kıskançlığı yaşadığı üzerinedir. Bu terim kadınların penisleri olmadığı için eksiklik duyması ve amaçlarının penise ulaşmak olması üzerinedir. Bunun karşılığında bir sonraki bölümde göreceğimiz ego psikologlarından Karen Horney, rahim kıskançlığı terimini ortaya atmıştır.
Freud, kuramının evrensel olmadığı konusunda da eleştiriler almıştır. Bir kişilik kuramı bütün insanlara yönelik olmalıdır ancak Freud’un kuramı yalnızca kendi çevresi ve hastaları etrafında şekillenmiştir. Bu durum evrensel olmasını mümkün kılmamaktadır ve oidipus kompleksi gibi pek çok farklı kültürlere uyuşmayan konu bulunmaktadır. Ayrıca Freud’un çalışmalarını yalnızca kendi hastaları üzerinde yapması aslında sağlıklı olarak nitelendirilebilecek insan üzerinde çalışmalar yapmadığı ve kuramını tamamen psikopatolojilere sahip insanlar çerçevesinde geliştirdiği ileri sürülmüştür. Dolayısıyla Freud, aslında sağlıklı insan tanımını yapmaya uygun çalışmalar yapmamış olarak görülmektedir.
Psikanalitik kuramın bilimsel yöntemlere dayanmadığı iddiasından bahsetmiştik. Bunun bir başka kanıtı ise Freud’un yöntemlerine ve terimlerine operasyonel tanımlar, yapmamış olmasıdır. Operasyonel tanımları olmayan çalışmalar yeniden yapılamayacak çalışmalardır. Bir çalışma yeniden yapılamayacaksa veya operasyonel tanımlara sahip değilse o çalışmanın bilimsel bir çalışma olduğundan söz edilemez. Ancak yeniden o zamanın şartlarında yapılmış çalışmalar olduğunu hatırlamak gerekir. O dönemde bilimsel çalışmalar şu anda olduğu gibi sıkı kurallara sahip değildi. Dolayısıyla Freud kendi dönemine göre bilimsel olan çalışmalar yapmış olabilir, bu çalışmalar şu an şartlarına göre bilimsel değildir ve çalışmaların bazıları dolayısıyla geçerli değildir.
Freud, yalnızca kendi gözleyebildiği etkenleri ele almış ve olabilecek diğer (çevre, biyolojik etkenler vb.) etkenleri görmezden geldiği öne sürülerek eleştirilmiştir.
Kendi döneminde en çok eleştiri aldığı konu ise cinselliğin özellikle bastırıldığı ve bu konuda konuşulmasının bile çok ağır karşılandığı o dönemde toplumsal normlara uymayan ve fazlasıyla cinsellikten bahseden söylemleri olmuştur. Aslında o dönem için bu söylemleri oldukça cesur kabul edilebilir.

Anna Freud ve psikanalitik kuram

Sigmund Freud ve psikanalitik kuramdan bahsederken Anna Freud’u da kısaca tanıtmadan geçilmemesi gerekir. Anna Freud, Sigmund Freud’un kızıdır. Babasının izinden giderek psikanalitik kuramı benimsemiştir. Aslında Anna Freud’un babasının izinden gidip başarılı bir psikanalist olması şaşırtıcı sayılabilir çünkü babasının kadınları küçümseyen bir tavırda olduğu bilinmektedir.
Anna Freud yalnızca psikanalitik kuramı benimsemekle kalmamış, onu geliştirecek adımlar atmıştır. Babasının belirlediği ego savunma mekanizmalarına beş madde daha eklemiş ve onları sistematik bir hale sokmuştur. Yani şu anda verilen savunma mekanizmaları Anna Freud’un son haline getirdiği mekanizmalardır. Bunun yanında Anna Freud, psikanalizi çocuklara uyarlamış ve oyun terapisi kavramını literatüre kazandırmıştır. Çalışmalarının çoğunluğunu çocuklar üzerine yapmıştır.

Ego Psikologları

Ego psikologları, Karen Horney haricinde Sigmund Freud’un öğrencileri ve beraber çalışmış olduğu kişilerdir. Ego psikologları Freud’un psikanalitik kuramına getirilen eleştirilerden bazılarını getiren kişilerdir. Ancak kendisini eleştirdikleri için Freud onları hain olarak nitelendirmiştir. Kimisi psikanalitik kuramdan tamamen koparak kendi kuramlarını geliştirmiş olsa da hepsinin kuramlarında Freud’un psikanalitik kuramının izleri görülmektedir.

Alfred Adler
Psikanalizden ilk ayrılan kişidir. Kişinin cinsellik veya saldırganlık güdüsüyle değil üstünlük çabasıyla hareket ettiğini öne sürer. Freud gibi kişiliğin hayatın ilk beş yılında şekillendiğini kabul etse de gelişim kuramını kabul etmez ve kendi gelişim dönemlerini belirler. Bu dönemlerde Freud ailenin önemini vurgulamaz ve her şeyi içsel süreçlere bağlarken Adler gelişim dönemlerinde ailenin önemini vurgular. Freud’un sosyal çevreye önem vermemesini eleştirir ve sosyal çevrenin kişiliğin gelişimine sağladığı katkıya odaklanır. Çocuğun sosyalleşebilmesi için görev aileye düşer. Freud’un oidipus kompleksi kavramının oluşabileceğini reddetmese de bu kompleksin ortaya çıkma sebebinin anne ve babanın yanlış tavırlar sergilemesi olduğunu kabul eder.

Carl Gustav Jung
Aslında psikanalitik kurama Freud’dan sonra belki de en fazla katkıyı yapan kişi Jung’dır. Buna rağmen psikanalitik kuramdan uzaklaşmış, kuramı eleştirmiş ve kendi kuramını ortaya atmıştır. Jung, Freud’un libido enerjisine ve oidipus kompleksinin evrenselliğine karşı çıkmıştır. Libido, Freud’un kuramına göre kişiliğin işleyişini sağlayan enerjidir, cinsel bir motivasyondur. Ayrıca Jung Freud’a göre daha iyimser bir insan portresi ortaya koyar ve insanın doğasının kötü olduğunu kabul etmez.
Jung, kişiliğin oluşumunda çevrenin ve sosyalliğin önemini göz önüne almıştır. Freud’un aksine o, kişiliğin ilk yıllarda geliştiğini kabul etmez. Ona göre bebek ilk yıllarda sadece anne babasının bir yansımasıdır ve bir kişiliği yoktur. Kişilik, okula başlaması aracılığıyla sosyal ortamlara girdiği zaman gelişmeye başlar. Okuldaki öğretmenin kişiliğin şekillenmesinde anne babadan daha etkili olabileceğini savunur. Kişilik gelişiminde çoğu kuramcının göz ardı ettiği orta yaşlara büyük önem vermiştir. Ona göre gelişim yaşam boyudur.

Karen Horney
Horney’in Freud’u en çok eleştirdiği konulardan biri kadınlara olan yaklaşımıdır. Ona göre cinsiyetler arasındaki farklılık doğuştan değil çevresel ve kültürel etkenlerdendir. Freud’un penis kıskançlığı durumuna kesinlikle karşı çıkmış ve tam tersinin doğru olduğunu rahim kıskançlığı terimi ile ileri sürmüştür. Bu terim kısaca erkeklerin üretken ve doğurgan olabilmeyi dilemesidir.
Horney, çocukluktan itibaren yaşantıda sosyal ve kültürel ilişkilere odaklanmış ve bu etkilerin biyolojik etkilerden daha etkili olduğu kanısına varmıştır. Ona göre bir bireyim sağlıklı olabilmesi için çocuklukta bolca sevgi, destek ve anlayış görmesi gerekir. Davranış bozukluklarının ve bazı psikopatolojilerin çocukluk yıllarında aile ile ilişkisel problemlerden kaynaklandığını ileri sürer. Horney de kişilik gelişimini çocukluğun ilk yıllarına indirgememiş ve bu gelişimin yaşam boyu olduğunu ileri sürmüştür.

Harry Stack Sullivan
Sullivan Freud’a kişiliğin içgüdülerden kaynaklandığı konusunda karşı çıkmıştır. Ona göre kişilik sosyal ilişkilerle ortaya çıkar. Bireyin kişiliğini anlayabilmek için kişilerarası ilişkilerini gözlemlemek gerekir. Kişi ancak kişilerarası ilişkileri vasıtasıyla kendiliğine kavuşabilir. Bu da Sullivan’a göre kişiliğin varsayımsal bir kavram olduğu anlamına gelmektedir. Sullivan, erken çocukluk dönemindeki yaşantıların kişilik gelişimini önemli ölçüde kabul etse de o dönemlerde karşılaşılabilecek sorunların ergenlikte giderebileceğini savunur ve gelişimin yaşam boyu olduğu fikrine sahiptir.

Erik Erikson
Erikson, Freud’un kuramını çoğunlukla kabul etmiş ve desteklemiştir. Kendi teorilerini psikanalitik kuramı tamamlayıcı nitelikte teoriler olarak nitelendirmiştir. Yani diğerleri gibi Freud’un yanlışlarını düzeltmemiş ancak bazı eksiklerini tamamlamıştır. Kişilik gelişiminin erken çocuklukta bittiğini reddeder ve gelişimin yaşam boyu olduğunu savunan ilk kuramcıdır. Ona göre kişilik gelişimi hayatın önemli 8 dönüm noktasından kaynaklanan evreler ile tanımlanır. Erikson, bu dönüm noktalarına bunalım adını vermiştir. Her bunalımda bir çatallanma olur ve iki seçenekten biri uyum sağlamamızı sağlar ve hayatı kolaylaştırırken diğeri bunları sağlamaz.

Sonuç
Psikanalitik teori psikoloji bilimine farklı bir açıdan bakılmasını sağladığı ve bugünkü psikoloji bilimine yakınlaşmamızı sağladığı için önemli bir teoridir. Literatüre kattığı terimler ve fikirlerin öneminin yanında psikanalitik teoriye getirilmiş olan eleştiriler de bilimin gelişimine katkı sağlamıştır.
Psikanalitik teori ve eleştirileri birçok kuramcıya da fikir vermiş ve öncü olmuştur. Bu öncülüğü sayesinde sadece psikanalitik teorinin ileri sürdüğü önemli fikirler değil psikanalitik teorinin takipçileri ve onu eleştirenler de literatüre önemli katkılar sağlamıştır. Onun fikirlerinden etkilenen pek çok kuramcıya fikir babası olmuş ve psikoloji bilimi için adeta bir gelişim ve değişim zinciri oluşturmuştur.
Freud’u yalnızca cinsellik ile anmak doğru olmayacaktır. Yaşadığı dönemin şartlarını da göz önünde bulundurmak ve aşırı baskılanmış olan cinsellik fikrinin Freud’u da etkilemiş olması durumunu gözetmek gerekir. Bu dönem için Freud’un fikirleri çığır açıcı niteliğinin yanında oldukça cesur fikirlerdir ve cinselliğin aslında bir ihtiyaç olması bakış açısıyla cinsellikten bu kadar korkulmamasını da sağlamıştır.

 

Hayat Boyu Eğitim Merkezi
Makalelemiz Hakkında Düşüncelerinizi Belirtin

Cevap Yazınız

Hemen Ara

Hayat Boyu Eğitim Merkezi
Logo
Enable registration in settings - general
Shopping cart